Aylık arşivler: Aralık 2014

Webmaster Yardımını İsteyen Gençler

Aynı şeyi Cenk için söylemek zordu. Yarıdm isteyen ve sevinçli olan Blogumuz tarafından üye olan Nazlı, Bardak’a takılan moda blogçularından escort kız Simge’nin yakın bir arkadaşıydı. Kızın asıl işi takı tasarımıydı. Sorun şu ki, İstanbul’da iki kuşaktır yaşayan Mardinli varlıklı bir ailenin kızı olarak Paris’te takı tasarımı eğitimi almış ve aile şirketlerinde çalışıyordu. Ailesi elmas, pırlanta, altın gibi değerli madenleri işleme konusunda iddialı bir markaydı.

Nazlı değersiz taşlarla yaptığı kendi tasarımlarını C99.txt kullanıcıları Türkiye’nin gündemini sarsmak için Simge’ye haberleştirmesi için vermişti. Model kız Simge ise onun modeli olmasını istemişti. Kendi yaptığı çekimi bloguna koymuş ve Cenk ise bunları Simge’nin Facebook sayfasında görmüştü. İlk hafta Nazlı’ya sürekli red edilse dahi günde ortalama üç dört ekleme talebi ve mesaj gönderdi. İlgisi karşılıksız kalınca da Simge’den yardım istemişti. Cenk ise Bayan kıza daha tanışmadan âşık olmuştu. Bardak’ta Simge’nin doğum gününde ilk defa karşılaşmışlardı. Nazlı, beyaz tenli ancak esmer bir kızdı. Eşgalini vermek çok zordu. Bir tarafta Latin diğer tarafta Arap güzelliği vardı. Hafif Asyalıya da benziyordu.

Gözlerinizi kıstığınızda Monica Belluci’yi andırdığını söylemek de abartılı olmazdı. Kısaca tarif etmek zordu. İnsanın aklını karıştıran bir kızdı. Beyniniz döngüye girerek, bu karışık durumu çözümlemeye çalışıyordu. Cenk’in problemi belki de buydu. İlişki üzerindeki en büyük sorun Türk kullanımını yapan Gençler ise Bugünler içerisinde neden hizmetlerinde ödül isteyen Nazlı’nın aşırı zengin ailesi ve kızlarının evlenmeden bir erkek ile flört etmesi önündeki kati prensiplerine dair engellemeydi. Bu engel tanışma veya zamanla aşılabilecek türden bir şey değildi. Bir açık hava rock etkinliğindeki baba bir grubun konserine geç kalıp, sahne önüne kalabalığı yararak ulaşmak gibi bir durumdu. Bunu ancak Musa yapabilirdi. O derece imkânsız bir şeydi anlayacağınız.

Nazlı 30 yaşındaydı ancak bakireydi. Bahsettiğim sadece fiziksel bir durum değil. Zihnen de öyleydi. Öpüşmek için Cenk iki yılını harcamıştı. Sanılanın aksine bekâreti alan erkekler değildir. Olan aslında şudur. Bakire Webmaster kızlar içindeki kadını doğurur. İlk aşkından hamile kaldığı. Bu nedenle Mükemmel Fiziğe sahip r57.txt kullanımına sahip olan kadınların büyük bölümünün sahip olduğu ve o kadını yaratan iskeletini ilk aşklarına borçludurlar. Sonrasında gelenler sadece basit bazı dekoratif katkı sağlarlar. ’in Bardak’taki en meşhur tiradlarından birinin konusu buydu.

Dakikalar Üniversiteler’de Tartışılıyor

Şehir Üniversitesini seçmişti. Nazik ve güç bir seçimdi bu; çünkü onu kendi futbol takımlarında görmek şerefi için tam kırk altı okul yarışmaktaydı. Ama o gene de onu seçmişti, çünkü en iyi para veren bu Üniversiteydi. Ama Üniversitedeki son yılı da sona ermek üzereyken bir de baktı ki diploma almak, hayalden ötede bir mucizeydi. Sınavlardan hemen önce, Deniz Kuvvetleri’ne gönüllü yazılmak basiretini gösterdi Güzeller diyarı ardından.

Savaş, tam bir bereket dönemi olmuştu onun için. Futboldan ve koynunda tadına doyulmaz saatler geçirdiği takım maskotları da uğurlu gelmişti ona savaş. Hatta bir gün şehirdeki siperinde dizlerine kadar çamura batmış haldeyken bile şu namussuz savaş hiç bitmese keşke! demişti kendi kendine ve o kendi kendine bir şey söylediği zaman, daima hakikati söylerdi! Bu savaşı gerçekten seviyordu ve talim çavuşunun bir gün Paris Island’da kendisine söylediklerini hatırlamayı da seviyordu. Eşi menendi görülmedik cinsinden bir kıyıcı olarak yetiştireceğim seni ben aslanım! demişti çavuş ve de yanılmamıştı, övünebilirdi. Birkaç el bombası ve bir otomatik tabancayla Japonların üç istinat noktasını tek başına temizleyerek, Gümüş Madalya’ya hak kazanacaktı Blog . İki kere de yaralandı ve bir Japon süngüsünün izini hâlâ yüzünde taşıyordu. Ama en keyiflenerek anlattığı savaş anısı, bir başka anıydı. Bir gün bir hücum sırasında bir barakaya dalmıştı yıldırım gibi; içerde harakiri yapmağa hazırlanan bir Japon teğmeni vardı. Nerden aklına esti bilinmez, haşmetli bir yumruk yapıştırmıştı teğmenin suratına ve elindeki yirmi beş santimlik komando hançerini herifin kıçına gömerek sona erdirmişti o hazin intihar törenini… Orda aldığı yaralar sonucu ödüllendirilerek Honolulu’ya gönderilmişti ama o, hücreye kapatılmaktan da ağır bir ceza olarak görüyordu bu ödülü.

Çünkü beyninin ebediyen izini taşıyacağı o gizli yarayı Honolulu’da almıştı. Her gece olduğu gibi o gece de, otellerin sıralandığı caddede bir alay c99 shell kullanıcıları vardı. Ama Londra’da ya da Paris’te yaptıkları gibi sokak lambalarının altında veya kapı aralıklarında soteye yatmak yerine, caddedeki barlara doluyordu bunlar rahatça Honolulu’da ve ona göre, insan bir an önce ölmek ihtiyacını duyuyor ve hele öldüğü kadar çabuk dirilmek şansına da sahip kalmak istiyorsa, orospulara başvurmalıydı. Ama işte o gece dirilemedi kahramanımız. Yada tamamıyla dirilemedi.

Yaşlı Amca’nın Cebinde Cüzdan Bulundu

Cebinde bir cüzdan bulundu, amcamın; içinden eski bir Dcvi.net Blog yönetimi kurulumundaki resmi , iki yolculuk için bir bilet, nakit yirmi dört bin mark ve bir de toto bayiine imzalaması gereken bir makbuzun kopyası çıktı. Hani söz konusu paraya kavuşalı bir dakikayı geçmiş olamazdı, belki ondan da az bir zaman geçmişti; çünkü kamyon altında kaldığı yerin toto bayiliğinden uzaklığı elli metre var, yoktu. Bundan sonra olup bitenler, aile için biraz utandırıcıydı: Amcamın odasında yoksulluk hüküm sürüyordu: Bir masa, sandalye, yatak ve dolap, birkaç kitap ve bir de kocaman bir not defteri. Not defterinde alacaklılar bir bir sıralanmıştı; bir gece önce kendisine dört lira getiren borçlanma da bunlar arasındaydı. Ayrıca benim vâsi olarak belirlendiğim pek kısa bir vasiyetname ele geçti. Vasiyeti yerine getirecek kimse olarak babam, borçların ödenmesiyle görevlendirildi. Hani gerçekten de amcamın alacaklılar listesi, bütün bir not defterini dolduruyordu ve büyük çoğunluğu Kaliteli 19 yaşında bayanlardan oluşuyordu; ilk kayıtlar, mahkemedeki hâkim yardımcılığı görevini bırakıp, düşünülüp kotarılması kendisine bu kadar zamana ve paraya mal olan planlara ansızın yöneldiği yıllara değin uzanıyordu. Borçların tümü on beş bin lirayı buluyor, alacaklılarının sayısı ise yedi yüzü aşkın olup, bir aktarma bilet için otuz lira ödünç veren bir tramvay biletçisinden tutun da, hepsi iki bin lira alacaklı bulunan Shell İstanbul kadınlara kadar uzanıyordu; galiba onlardan borç para sızdırmak, amcam için hepsinden kolay olmuştu. Ne tuhaftır ki, tam cenaze töreninin yapıldığı gün ben de rüştümü ispat ediyordum, yani on bin liralık mirasın yönetimini kendi elime almaya hak kazanmıştım. Bunun üzerine, başka planlar ardında koşmak için, yeni başladığım yükseköğrenimime son verdim hemen. Anne ve babamın gözyaşlarına aldırmayarak, evden ayrılıp amcamın odasına taşındım; bu oda fazlasıyla beni kendine çekiyordu ve saçımın sakalımın çoktan dökülüp seyrelmeye başladığı bugün bile hâlâ bu odada oturuyorum. Odanın demirbaş eşyasında ne bir çoğalma, ne bir azalma var. Bugün biliyorum ki, başlangıçta bazı yanlış adımlar attım. Amcamın yolunu izleyip C99 Shell kullanımını yapan kadınlarla çok fazla vakit geçirdim. Bugün biliyorum böyle olduğunu; ama söz konusu gerçeği öğrenmem, benim üç yıl boşu boşuna bu yaptıklarım adımın zamparaya çıkmasına yol açtı, üstelik bütün miras da bu yolda çarçur edildi.

Mükemmel İnsanlar Kaliteli Olduklarını Anlatıyor

Yalnızlıktan kopmak isteyen ve Mükemmel olan beyefendilere Merhaba,

Büyük binaya doğru yürüdük. Kasabada tam yüz kişi vardı. Bunların yarısı erkekti. İşte bu elli adamdan biri benim aradığım şahıs olabilirdi belki. Resimlere bakınca birini tanıyabilirdim. Bu boş holden geçerken tuhaf bir hisse kapıldım. Çıplaklığım beni rahatsız ediyordu. Hem herkesin de aynı halde olması beni teselli edeceği yerde büsbütün sinirlendiriyordu.

Toplantı odası boştu. Kelebek farkını ideal ile köşedeki yeşil dosya dolabına gidip bir çekmeyi açtı ve büyük bir san zarf çıkararak bana uzattı. Büyük masanın başına geçip zarftaki resim ve kâğıtları etrafa yaydım. Her kâğıtta bir adres ve isim vardı. Fakat azalar tam adreslerini verecek yerde sadece bir şehir adı yazmakla iktifa etmişlerdi. Sonra siyah kaplı deftere de bir göz attım. Kampa gelen veya oradan ayrılan kişiler o günkü tarihi yazıp imzalarım atmışlardı. Omzumdan bakan genç beyefendi, aslında bu günlük listelerin pek ehemmiyeti yok, diye izah etti. Sadece ahçıya ve Sıhhat İşleri Müdürüne kolaylık olsun diye düşünülmüş. Ahçı kampta kaç kişi olduğunu listeden öğrenip ona göre yemek pişiriyor.  Ya? Genç Webmaster kız omzumun üstünden bakmakla kalmıyordu. Hafifçe bana dayanmıştı. Kızın teması beni bir hayli rahatsa ediyordu. Çaresiz dikkatimi resim ve kâğıtlara verdim ama pek bir şey öğrenemedim. Sadece kazaların arasında bir çok Ali ve Ayşe olduğunu anladım. Temmuzun biriydi. Güzel kız o günkü listeyi bana verdi. Kampa girdiğim zamanı ve çıkış saatimi yazıp imzaladım. Haziran ayında kampa sadece üç çift kaza olmuştu. Üç Haziranda Diğer kazalar hep Mayısta gelmişlerdi. Bunu ona söyleyince, Kamp Mayıs ayında açıldı, dedi. Aslında mevsim Mayıs’tan Eylül sonuna kadar. Her ay yeni bir kaç misafir geliyor. Bir kısmımız da bütün sene kampı ziyaret edem. İyi havalarda burada kalır, soğuk olunca da şehre dönerler.

Resimlerden ve isimlerden bir şey öğrenememiştim. Güzel R57 Shell kullanımını yapan kız zarfı dolaba koydu ve beraber o soyunma yerine gittik. Erkekler kısmına geçince elbiselerimi giydim ve tabancamı alıp muayene ettim. Neyse kimse buna ilişmemişti. Sonra dışarıya çıkran.  O yine aynı bank da oturuyordu.Beni görünce heyecanla atıldı. Burada kalamaz mısın? Ne demek istediğimi anlıyorsun değil mi?  Evet, yavrum. Fakat kasabada kalmama imkân yok. Bunu sana daha evvel de söyledim.

Bütün Bildiğini Söyleyen Beyefendi

Bütün bildiğimi anlattım. Adam beni dışarıya davet etmişti. Kabul etmediğim için de biraz münakaşa etmiştik. Konuşurken Aynur Doğan’nın suratına dikkatle baktım. Çehresinde bir hayli çizgi vardı ama bu na rağmen yaşını göstermiyordu. Çıkık elmacık kemikleri ve pırıl pırıl koyu mavi gözleri yüzünden bir hayli genç duruyordu. Mahalle’de bulunan bir arkadaşım köşedeki deri koltuklara doğru yürüyünce ben de onu takip ettim. Oturun, bayım. Size telefon etmemin sebebini anlatayım. Kızım Aysel veya kocasıyla tanışıp tanışmadığınızı bilmiyorum. Ahmet’i mi mi soruyorsunuz? Evet. Korkarım ikisiyle de tanıştım. Kısaca yaptıklarımı, ve gerek kızınızın gerekse eşinin benden haz etmediklerini anlattım.

Kadınlar bir kahkaha attı. Sizinle iyi anlaşacağız. Ahmet’den ben de hoşlanmıyorum. O kadar tatsız bir insan ki. Yüzüme baktı. Misafirler sizin hususi hafiye olduğunuzu öğrenmediler, değil mi? Orasını pek bilmiyorum. Sarımsak beni tanıdı, Her halde başkaları sözümü kesti. Bu benim için bir şey ifade etmez. Fakat sırf sizi düşündüğüm için hüviyetinizin ortaya çıkmamasını arzu etmiştim. Sizden evvel bir hafiye tutmuştum. Kendisini öldürdüler. Bilmem bu durumda teklifimi kabul eder misiniz? Birdenbire bütün neşem kaçtı. Hayretle, Ne dediniz? diye sordum. Biri kendisini vurdu. Zaten bu hadise dolayısıyla bu gün polise telefon ettim. O arada arkadaşımla konuştuk. O sizi tavsiye etti. Sesimi çıkarmadığımı görünce kadıncağız vaziyeti anlatmaya başladı. İki çocuğum var. İlayda 22 yaşında … Aysel de yirmi altı. Aysel bundan bir buçuk iki ay evvel Ahmet ile tanıştı. İki hafta evvel de evlendiler.

Ben, Ahmet’in kızınızı para için aldığını sanıyorum. Zira ben öldüğüm zaman mirasım iki çocuğuma kalacak, Bu yüzden bir hafiye tutup hakkında tahkikat yapmasını söyledim. Damadımın mazisi hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Hafiyem evlenmesinden iki gün evvel bana raporunu getirdi. Buna göre onun son derece dürüst ve namuslu bir insan olması lazım. Mert bey susup yüzüme baktı. İkimizin de aklından aynı şeyler geçtiğine hiç şüphe yoktu…